Özel Arama

HOŞGELDİNİZ

26/3/2009

>> Gelenler.. Gidenler..



Her gelen; beraberinde, bir gün gidecek olduğu gerçeğini de getirir. Belki de bu yüzden kimileri, kimsenin gelmesini istemeyecektir. Bir gidişe daha dayanamayacağı için zamanı çalı çırpıyla, çaputlu bir karışıklıkla, mühim işler kalabalığıyla, ufak tefek heyecanlarla, figüran kalplerle dolduracaktır.

Çünkü insanı, birini sevmeden önceki halinden çok daha yalnız bırakır birinin gitmesi…

Belki de bir öncenin olduğunu unutabilir kişi.. Sabah nasıl kalkardın sen o gelmeden önce? Gece ne yapardın o hiç yokken? Sen kimdin ki zaten? Nasıl bir şeydin ki sen?

İnsan, kendinin ne olduğunu bile unutabilir bazen...

16/1/2009

>> karanlığa mum yakılmıyor artık!.

şimdi düşüneceksin neden niye..
kendince üreteceksin binbir sebep birilerine inancaksın ama bana inanmayacaksın…

bendeki bu kırgınlığı hiç anlamayacaksın hani hep diyorsun kendini ara sıra benim yerime de koy, bir gün ben yokken sen de benim yerime koy, benim gibi ayrı kal, benim gibi bekle seni, merak et ve sor nerdesin, nasılsın diye sesine ses alama ve bu sık sık olsun sevdiğin ve seviyorum diyenin boş zamanlarında ayırılınca sana zaman, gönlündeki yeri düşün, ömründeki yeri ve sen onu hayatının merkezine oturtmuşken gönlündeki sızıyı düşün, sana inanmıyorum dediğini, Sana zamanım yok dediğini düşün,  belki anlarsın ...

biliyorum sen beni hiç anlayamayacaksın.. şimdi sinirlenir kızarsın, öfken sevgini aşar, setlerinden taşarsın, diline kötü sözlerini dolarsın, adıma hayatıma dilini uzatacaksın hakaretlerin ardı ardına dizilecek ben duyduklarımdan utanırken sen hiç utanmayacaksın...

bu bir gönül arzıdır sana
sevda incelikler ister,
bir göz süzüşün ve güzel yüzün elbet yetmiyor unutuyorsan an kadar, inanırım o gönül ömür boyu unutmaya davetkar..

ettiğim merakların zerre değeri yoksa nazarında, daha etmem aramam sormam daha ben alışığım bir benli dünyalarda yaşamaya, kalabalıklar sevmez beni alışığım unutulmaya..

gözlerinden aldığım o tatlı nefesleri seni soluklandığım günleri unutmayacağım, az çok ömrüme güzellikler kattın teşekkür ederim gün yüzlüm sana iki dünya saadeti diliyorum, dedim ya hani son şiirimde
kumun senindir
çölün senindir
Unutulmak benim
Kahır benimdir…

....

bu gönül çok şey istemedi ne senden ne de yaradan’ dan… tek istediği kavuşmaktı sevdiğine, sevdiğinin de bu kavuşmayı anlayabilmesiydi... zorunlu seçtim bu yolu, ki ben zoraki yaptırımlardan nefret ederim, arkamdan ne söylersen söyle, ister vefasız de, ister hiç sevmedi de, ama ben karanlığa itildim.. senden sonram yoktu, yaşanan ve yaşanamayanlar her aklıma geldiğinde sızlıyor sol yanım, ama alışmakta zoraki… kim kazandı, kim kaybetti, kim haklı hiçbiri umurumda değil artık, sonuç kaderin akışının değişmiş olması… ve sen artık istediğin gibi sadece bir yabancısın, arkadaşım bile olamıyorsun, artık sen de yoksun, ben de yokum…
yazmayacağım demiştim, ama yazmadan olmuyor bazen, ben senin gibi olamıyorum işte, seni merakta bırakmak istemedim( etmiyor olsan bile).. senden öncesi vardı, unuttum.. sen vardın, ben değiştim, her şey değişti… senden sonrası…. Bilmeyeceksin işte bunu hiçbir zaman, benim seni bilemediğim gibi sende bilemeyeceksin… belki ben de seni anlamadım, anlayamadım, ama dedim ya artık hiçbirşeyin önemi yok, geçti, yapılan yanlışlar hatalar ile… verilen sözlerin her biri özelliğini, anlamını yitirdi… karanlığa mum yakılmıyor artık…

alıntı..

10/12/2008

>> Bana gÖzyaŞi borcun var

Adam genç kadına seslendi:
- Bana gözyaşı borcun var!

Genç kadın sordu:
- Nasıl öderim?

Adam gözlerini kırptı;
- Haydi gülümse!

Gülümsedi genç kadın. Adam, cebinden mendilini çıkarıp, borcunu sildi.
Ve mendilini özenle katlayıp, yine kalbinin üzerindeki iç cebine koydu.

Bir demet mor sümbül vardı kadının elinde.
İkisi de bahar kokuyordu...
Biri ilkbahar, diğeri güz.

Adam, seslendi yine;
- Bana mutluluk borcun var!

Genç kadın, biraz mahcup, biraz şaşkın sordu:
-Nasıl ödeyebilirim?

Heyecanlandı adam
- Haydi yat dizlerime!

Genç kadın bir kedi uysallığında, yattı dizlerine usulca.
Adam, şefkatle saçlarını taramaya başladı kadının.
Saçları, güneşe ve yağmurlara hasret hiç yaşanmamış baharlara benziyordu.
Çaresizliğini ördü sırasıra.
Sonra saçının her teline, mutluluğun çığlıklarını bağladı adam.
Yetmedi, gizli düğüm attı... Ağladı.
Hava kararmak üzereydi. Dışarıda yağmur yağıyordu delice.
Adam, sürekli borç defterlerini kurcalıyordu.

Genç kadının gözlerinin içine baktı;
- Bana yürek borcun var!

Borcunun farkındaydı sanki genç kadın, şaşırmadı.
- Bu borcumu nasıl ödeyebilirim?

Adam kollarını uzattı
- Haydi tut ellerimi!

Sümbül kokusu sinmiş ellerini uzattı genç kadın.
Elleri öyle sıcaktı ki, eriyiverdi bütün borcu avuçlarının içinde.
Genç kadın gitmek üzereydi.

Adam son kez seslendi;
- Bana can borcun var!

Kadın irkildi;
- Can mı?

Sigarasından derin bir nefes çekti adam;
- Evet... Can borcun var. Sensizlik öldürüyor beni!

Hoşuna gitti sözler kadının
- Peki bu borcumu nasıl tahsil etmeyi düşünüyorsun?

Adam, biraz daha yaklaştı;
- Yum gözlerini!

Hiç tereddüt etmeden yumdu gözlerini.
Adam da yumdu gözlerini, masumca bir öpücük kondurdu
kadının titreyen dudaklarına.

- Bu ne şimdi yaptığın? diyerek çattı kaslarını kadın...

Adam, pişmanlıkla, memnunluk arasında gidip geldi. Kekeledi;
- Hayat öpücüğüydü!

Kısa bir sessizliğin ardından bu kez kadın öptü adamı şehvetle...

Adam, şaşırdı;
- Ya senin bu yaptığın neydi?

Genç kadın kapıya yöneldi;
- Veda öpücüğü!

Kalan borçlarına karşılık, yürek dolusu çaresizlik
ve bir de mor sümbüllerini masanın üzerine rehin bırakıp gitti genç kadın.

Adam koştu peşinden sümbülleri geri verdi kadına.
- Ne olur iyi bak umut çiçeklerime, solmasınlar...

Genç kadın sümbülleri aldı:
- Merak etme, gün aşırı sularım çiçeklerini!

Adam sevindi:
- Güneşe, suya gerek yok. Gülümse yeter!

Kadın gözden kaybolurken haykırdı adam,
- Umutlarımı kefil yaptım. Unutma, bana aşk borçlusun!

Haykırışı yağmura karıştı.
Kadın, yağmuru hissetmeyen kalabalığa...

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->